In Vino Veritas

Cumartesi, 06 Temmuz 2013 11:50
“Sevgi” nin anlamını bilenlere: Herkesin dilinde şimdi SEVGİ ; SEVMEK ; SEVİYORUM … Bu kadar fazla mı kullanılmalıydı peki bu kelime … "Yıpranmamalı sürekli söylenip " der büyüklerimiz; Onlar hep sevgisini içinde saklar pek sık söylemez .Çatık kaşlıdır biraz asık suratlıdır babalar ; asık suratlıdır anneler .. "Şımarmasın velet "derler .. Oysa hiç fazla sevgiden şımarır mı insan ? Acaba biz bu yüzden mi sevgiyi tam öğrenemeden büyüdük. Mesela bilirdik bizi sevdiklerini ama defalarca duymazdık ağızlarından o sebepledir ki utangaç büyüdür biraz . Sevgiyi söylemek sanki ayıpmış gibi .. Şimdi Biz o neslin çocukları şimdi deriz sevdiğimize haykıra haykıra " Seni Seviyorum". Şimdi açın sosyal medyayı televizyonları hep sevgi üzerine konuşulmuyor mu ? Söyleşilerde arkadaş toplantılarında romanlarda gazetelerin i sayfalarında koca puntolarla sayfalarca SEVGİ sürekli anlatılmıyor mu ? Bu kadar söylemeye çekindiğimiz sevgi nin açlığını çeker ve onun olduğu hikayeleri severek heyecanla takip ederiz..Mesela bakıyorum sevgililere aşk ve sevgi mesajına boğulmuş sms ler ; mailler ; televizyonlarda ilanı aşk etmeler İ bilboardlara reklam afişi gibi kocaman puntolarla sevgiyi reklam etmeler ; sevgiyi başlarında tabela varmış gibi yaşar ama çok kısa zamanda da tüketirler hatta Yalan bedenlere dokunan rüzgar irkilmesi gibi yaşanan ilşkilerde bile seni seviyorumlar havada uçuşur.. Peki gerçekten sevgi bu mu ? Biz gerçekten hakeden insanlara mı söylüyoruz sevdiğimizi yoksa değerini anlamadan yüreğimizde hissettiğimiz her kıpırtıyı sevgi ile anlamlandırıyoruz . Bir düşünün kaç tane gerçek sevgiyi gerçek sandığımız sanal sevgiler için geride bırakıp yitirdik ? Aslında biz asıl sevdiklerimize söyleyemeyiz sevdiğimizi dilimiz tutulur ayıplar gelir aklımıza büyüklerimizin dediği seviyorumlar düğüm olur ilmek ilmek takılıverir boğazımıza ve sonunda ya terkedilişin ardından tek başına bir deniz kıyısında ya da onun mezarı başında ağlarken haykırırız o iki elimeyi : SENİ SEVİYORUM hep sevdim . Keşke yanımda olsan diye ..Yozlaşmış duygularımızın unuttuğu sevgi ; elindekinin kıymetini bilmeyip onu YOK ettiğimizde ortaya çıkan o KALP acısı ile akar gözlerimizden damla damla .. İşte o çektiğimiz acıda o kıymet bilmeme hissindeki "kıymet" tedir sevgi aslında .. Sevgi mücadele etmektir değer vermektir kıymetlidir .Gönül kuytunuzdadır o .. Sevdiğinden beklentisizdir ama kendi içinde aşk besler ; şevkat besler ; sahiplenme besler .. Çevrene bir baksana tüm kâinat sevgiyle yaratılmıştır aslında ve her canlı sevginin eseridir . Hem sevgi sadece sevgiliye ait değildir ki sevgi bir anne şefkatinde bir baba kucağında ; bir güneş yakışında bir gece karanlığında bir deniz kokusunda bir bebek gülüşünde ve bir yârin ölene kadar unutamadığın ilk öpüşündedir ..Sevgi bir çocuğun savaşta kaybettiği ailesinin ardından minik elleri ile sardığı kardeşinin ufacık gülümsemesinde ve küçük kız çocuğunun yüreğinde gizlidir . Şimdi bir başka bak etrafına .. Sevgi ile yaratılanı sevgisizliğin ile kirletme .. Kendini sev önce aileni ; yârini sev ; kardeşini ; dostunu ; komşunu ; dedeni ; büyükanneni ; balkonundaki çiçeği ; doğayı ; hayvanları sev ; nefes almayı ; renkleri sev ve insanları . Yüreğinde yeşert onu değer ver ve sakın hakadene söylemek için gecikme ... SEV ; ÇOK SEV ; KARŞILIKSIZ SEV VE GÖR BAK NASIL CENNET OLACAK DÜNYA! @kumruhatun

Bir Şifacı'nın Ev Halleri...

Perşembe, 01 Kasım 2012 07:06
Bu akşam kızımla biraz bakkalcılık oyunu, biraz kitap okuma derken gece oldu ve gün bitti. Gün bizler şifacılar için biter mi hiç? Bu hayatınızda şifacılık görevine soyunduysanız eğer bu tüm zamanlı bir meslektir. Geceleri de bedeninizi bırakıp şifaya ihitiyaç olan yerlere gidersiniz. Zaman zaman bir evvelki gün çok fazla bir şey yapmamış olsanızda yorgun kalkmanızın sebebi budur aslında…Belki de Kryon’un bizlere ‘ışık işçileri’ diye hitap etmesinin sebebi de budur. İşçiler gibi durmaksızın çalışırız, hatta sınırlarımız o kadar ‘yoktur’ ki kendimizi çok şey veya kişi için feda etme eğilimimiz vardır çoğu zaman. Böyle düşününce de verdiğimiz seminerlerin çoğundan fazlası bizler için faydalıdır. Yine tekrar öğrenci-öğretmen kavramı karışmaktadır burada. Öğrenen kim? Öğreten kim? Kimin daha çok ihtiyacı var? Aslında hepimiz her zaman hem öğreten, hem de öğretmeniz hayatta. Öğrenmek hiç bitmeyen bir süreçtir. Bazılarınızı hayal kırıklığına uğrattıysam özür dilerim. Zira bir meslek edinmekle öğrenim süreci bitmez. Öğrenmiş olsaydınız zaten yukarıdan 'hadi tekrar aşağıya inme vakti' diye gönderilmezdiniz veya gelmediniz tekrar buraya, her nasıl geldiğinize inanıyorsanız… Velhasıl yatağa giriyorum ve bir dön, iki dön, yok olmayacak böyle. Eğer o an kendi tireşimime uygun olmayan titreşimler varsa evde, o gün çok aşırı yorulmamışsam eğer, uyumam mümkün değil. Ne mi yapıyorum? Uyku ilacı mı? Tabi ki hayır. İlaçları bırakalı 10 sene olmuştur herhalde. Başlıyorum temizliğe.. Dip köşeler dahil. Ya, neden toplu bir komut vererek tek bir celsede çıkmıyorum işin içinden bilemiyorum. Başak’lık işte. Biraz detaycıyım. Bir de merak ediyorum tuhaf bir şekilde. Hele eğer o gün eve tanıdık olmayan emlakçı vs girmişse bu müthiş bir keşif benim için. Söylemedikleri, söyledikleri, hissettiklerinin tüm kalıntıları orada. Benden kaçış yok. Kovalıyorum köşe bucak o titreşimime uygun olmayan duyguları, davetsiz ruh misafirlerini ve silip süpürüp gönderiyorum yukarıya Yaradan’a geri dönüşüme. Temizlikçi kadın görse, ‘Abla, ben almıştım zaten oraları’ diyecek sesini duyuyorum bir kulağımla. ‘Ben yine bir alayım dedim’ demek geliyor içimden yoksa anlatamayacağım derdimi. Zaten temizlikçimiyim şifacımı belli değil-orada kafam iyice karışıyor, kimlik bunalımına giriyorum… Ama gerçek şu ki gelen temizlikçi kadın bile garip bir huzur buluyor evin içinde…’Abla’, diyor ‘Senin evin bir başka huzurlu...’ Tabi diyorum olacağı bu zaten temizleye temizleye canım çıkıyor her gün.. Birde olmaz mı bu kadar huzur bu kadar bilimum Tanrıça, doğal taş arasında. Her bir köşede her bir Din’e ait şekiller, tanrıçalar ne ararsanız var. Bazen yukarı çıkış, gidiş gelişlerimde ben bu hayatımda hangi Din’dendim diye de sorgulamıyor değilim kendimi açıkçası, her biri benim için ayrı güzellik ve eşdeğerde…Sanki ev değil mabed. Arkanızı dönmek ne mümkün sürekli bir secde halindesiniz. Bu durumdan çok ta rahatsız değilim açıkçası, Teta Tekniği hayatıma girdiğinden pek bir huzurluyum, bir garezim yok, ‘O’nun karşısında, her gün keyifli bir iletişim halindeyim.Gelenlerden, temizlikçiler dahil isteyen namaz kılıyor gidiyor. Şimdi de aklıma geldi, evlenmeden evvel bir İngiliz bir dostumuz annesinin son isteği üzerine küllerini bir kutu içinde Ege denizine atmak için evimize getirmişti ve adam evde ben olamadığım için odamda yatmış, getirdiği kutu da masamda bir gün durmuştu. Gelenler, gidenler dua almak mı etmek için mi nedir hep mekanıma uğruyorlar bir şekilde yani. Bunlardan dolayı mı dır nedir bana gelen öğrenciler de ayrı bir tuhaf. Yarısından çoğu, ‘Ben zaten geçmiş yaşamımda bir rahiptim’ demezlerse artık şaşıyorum. Buyrun gelin siz de isterseniz mabedinize, sabahtan akşama kadar dua’dayız, bir sesli ayinlerimiz eksik. Şu noel ayinleri de burnumda tütüyor aslında. Bence Kilise’nin en eğlenceli ayinlerinden biri. Hani Amerika’da olduğu gibi Kilise kolaylıkla ayin yapma yetkisi verseydi, onu da belki yapardım. Bir yandan da daha büyük bir eve geçmek için evi sattırmaya çalışıyorum ama nafile. Biraz ev ile konuşup yeni, başka bir sahiple de mutlu olabileceğini anlatmam lazım yoksa beni bırakacağı yok. Yaptıklarımı eve gelen temizlikçilere de sormadıkları sürece fazla açıklamıyorum veya açıklıyamıyo-rum mu desem, bu daha doğru olurdu herhalde. Bir aralar zaten bir tanesini zor kurtardım. Onun yaşadığı heyacandan bende gidecektim vallahi. Bunu anlatmadan geçemeyeceğim çünkü bir duyulsa herhalde Guinness Dünya Rekorları’na aday bir hikaye olurdu komedi kategorisinde. Nefes uygulamaya başladığım zamanlar, bana gelenlerin yanısıra ben de her gün kesintisiz yoğun bir şekilde nefes alıyorum. Ama bunu su’da yapıyorum. Normalde su nefesi arada bir yapılan bir şey, ben olaya girmişken kamikaze, tam gireyim diyerek her gün yapıyorum. İşten eve gelir gelmez ilk durağım banyo. Bir gün o kadar dağılmış ve farkında değilim ki kapı açık kalmış, evde kadından başka kimse olmadığı için hiçbir telaş veya endişem yok. Vaziyetim şu. Suyun içinde sessiz ve hareketsiz, başaşağı şekilde şnorkel ile nefes alıyorum. Yaklaşık bir kırk dakika nefes aldıktan sonra bir ses duyuyorum.. ‘Amanin…’ diyor bizimki ve şimdi ne yapacağım dercesine kaçıyor içeriye. O an banyoda olduğumu hatırlıyorum. Ve ona yetişemeden kafamı sudan çıkarıp ‘Yok bir şey. Ben iyiyim, telaşlanmana gerek yok…’ diyorum. Öldüm zannetmiş haklı olarak. Görüntü böyle. Teselli edip sakinleştiriyorum onu ve sonunda hallediyoruz, kapatıyoruz mevzuyu. Bu da ayrı bir tuhaf tarafım herhalde, kasıtlı olmasa da, olay o kadar vahim olsa da müthiş zevk alıyorum insanları normal düşünce kulvar’larından saptırmayı. Bundan da 1.evimdeki Uranüs sorumlu diyerek çıkacağım işin içinden yoksa ne diyeyim sıradışı bir zevk işte… Bizim Kapıcı hakkında bahsetmeden de geçemeyeceğim.. O da ayrı bir karakter. Meşhur ha oldu ha olucak. Çiçeği burnunda. Bu kadar mı keyifli olur insan. Dolaşırken, temizlik yaparken sürekli şarkı söylüyor. Alaturka’ya o kadar düşkünlüğüm yoktur ama sesi de pek bir güzel diyebilirim. Keşfedilmek için ellerinizden öper anlayacağınız… Sitede dönem dönem Pınar Altuğ, Behlül gibi o kadar meşhur kişinin oturmasıyla sitemize gelen şöhrete alışıp bu konuda tecrübe edinmiş olacak derdiniz, ama benim evimden çıkan kişilere her defasında ikinci bir kere süzerek bakıyor. Sonra onları uğurlarken bana bakıyor. Tebessüm ediyor 'bunlar kim?' dermişcesine, bende bunlar da ‘öyle işte’ dermişcesine geriye tebessümlerimi gönderiyorum ve orada açıklanmamış şekilde kalıyor ve birikiyor dosyalarım. Oradan girdik, buradan çıktık ve temizledik tüm köşeleri bize yaramayan, uyutmayan düşünceleri. Varoluşumuza, deneyimlerimize şükredip o an için yeni dileklerimize de saydıktan sonra gelmiştir uyku vakti. Gece gelir düşünceler bitmez, temizlik te bitti mi o gün için artık uyuma zamanı çoktan gelmiştir. Hepinize keyifli geceler ve mutlu, umutlu rüyalar dileğiyle…

YAZAR ARA


EN ÇOK OYLANANLAR



YAŞAM ATÖLYESİ

Hiç resim yok
  Kapat

Başsağlığı


Blog yazarlarımızdan Şerife Mutlu’nun hayatını kaybetmiş olduğunu öğrenmenin derin üzüntüsü içerisindeyiz. Hanımefendiye Allah'tan rahmet, başta ailesi olmak üzere tüm yakınlarına başsağlığı dileriz.