Yıllarca ayağını kesen, parmaklarında iflah olmaz nasırlar bırakan, su toplayan derilerin izi kalmaz hevesiyle uzanacaksın ayakkabılarına belki. Yara bantını tek seferde çeker gibi çıkarıp, atacaksın ayakkabıları ayağından. Çıplak kalacak ayakların. Önce moraracak soğuktan. Aklının ucundan geçmemiş yerleri su toplayacak bu defa; en yumuşak yerleri. Ayakkabının sivri burnunun önünde sıkışıp, kıvrılan, kimi zaman birbirini kanatan ayak parmakların rahatlayacak belki ama tabanını tırtıklı ekmek bıçağıyla ortadan ikiye kesiyorlar zannedeceksin bu defa. Topuğuna dikenler batacak, hissetmeyeceksin kenarlarını… Yürüyüşündeki acı, yüzüne yansıyacak. Yanakların gerilecek. Gözlerindeki ifade donuklaşacak. Sana bakanlar acı dolu bir zaman dilimi içinde mumyalandığını anlayamadan geçip gidecekler yanından… Yanından geçenler, yürüyüşündeki ritmin de yavaşlamasından, sadece sende bir gariplik olduğunu sezecekler. Aynı acıları görmüş geçirmiş olanlar kimbilir ama diğerlerinin ruhu bile duymayacak yazılarına onları da ortak edişini… Akşam yatağına sırt üstü yıkıldığında, ayakların öyle çok zonklayacak ki kalbinin atışının bir önemi dahi kalmayacak. O zonklama kalp atışın olacak senin. Nabzını o zonklamayla yoklayacaksın. Hissetiğin acı, kuşun uçması kadar sıradan, bir o kadar da özgürleştirici olacak senin için. Yollarda yürümekten üşümüş, acımış, morarmış, kesilmiş, kanamış, soğuğun diken diken batan acımasız hainliği yüzünden hissizleşmiş ayakların bir an olsun kendine gelsin diye dükkanın birine girmiş olsan da yeniden soğuğa çıkmak, ayaklarındaki sızıyı, kalbini bir daha kıracak kadar arttıracak. Umudunu yitirdiğin anlar olacak. An diyorum zira artık farkedeceksin ki çıktığın yolda ne başladığın yere, ne de son sandığın kapıya yakın olmayacaksın. İçini yalnızlık kaplayacak, kör zifiri karanlık. Çıplak ayakla çıktığın bu yolculukta, yazı “anının" hiç bitmeyecek olan orta noktasında kalakaldığını, dehşetle ve ürpererek hissedeceksin. Çaresizlikten, yürümeye devam edeceksin… Çaresizliğine kızacaksın, gözünden yaşlar dökülecek. Ayaklarındaki soğuk, ‘an’ın ‘sessiz’liği karşısında hayatta tek başına ve terkedilmiş hissedeceksin. Durduğun anda önce ayakların, sonra vücudundaki etler eriyecek, o an’da asılı kalmış bir iskelete dönüşüşünü seyredeceksin. Kafatasının ağız kısmından sesin yerine sarı-beyaz, fırça gibi sert kıllar çıktığını görüp dehşete kapılacaksın. Ağzında uzayan kıllar, çırpınırsan dökülecekler. Sen herşeyde rağmen yürümeye devam ettikçe iskeletin yeniden ete bürünecek, ağzında biriken kılları son kuvvetinle tüküreceksin ve yola devam edeceksin. Birazcık soluklansın, ısınsın, gevşesin diye göreceli sıcak bir yerde durakladığın ayakların, ev dediği geçici sığınağına dönene kadar tekrar tekrar arnavut kaldırımının soğuk taşlarıyla tek başlarına yüzleşmenin verdiği utançla, sonunda hissiz, mekanik, otomatik bir yürüme geliştirecek belki ama yine de saklayamayacaksın içindeki öfkeyi ve kırgınlığı. Çoğu kez soracaksın kendine, hele de yanından dik duruşlu, dik bakışlı mağrur görünümlü, topuklu ayakkabılara gözün takıldıkça… Kalbin yerine ayakların zonkladıkça, ileri bakmak yerine acıdan kamburlaştıkça olgunlaşacaksın. Farklı bir boyutta güzelleşeceksin. Artık, taşın üzerine çırılçıplak uzanmış, kendini yazıya teslim etmiş, yalnız başına sanat eseri olabilirsin. Elvan Okaygün Nisan 2013

Sınırları Aşmak

Perşembe, 13 Eylül 2012 08:32
Sınırlar...Kişisel sınırlarımız. Kendi kendimize bir şekilde oluştuduğumuz sınırlardan bahsediyorum. Oluşturduğumuz ve aşmamaya özen gösterdiğimiz. Zamanla da yerleşik hale gelip, orada bir yerlerde sınır olduğunu bile unuttuğumuz. Sanki yaşam sadece bizim çizgilerimiz içinde gerçekleşiyor. Onun dışı olduğunu bile unutuyoruz, dolayısıyla da bakmıyor ve de görmüyoruz. Bu durumda da fark etmiyoruz. Aynı döngü içinde gidip geliyor, o kutunun dünyamız olmasına izin veriyoruz. Git - gel, git – gel, git –gel... Sonra bir gün, eğer şanslıysak, o sınırı, bir şekilde fark ediyoruz. Çizgiyi görüyoruz ve ne ironiktir ki sadece küçücük bir adımla, o çizgiyi geçiveriyoruz. Gerçekten de sınır dediğimiz şeyin, incecik bir çizgiden ibaret olması ve maalesef ki bizi ömür boyu hapsetmesi, ne traji komik... Aşılan sınırın ardından, dayanılmaz bir merak duygusuyla, yeni dünyayı keşfe çıkıyoruz. Karşı konulmaz bir cesaretle, ilerledikçe ilerliyoruz. Hiç yorulmadan, üşenmeden... Oysa sınırların içindeki o kısıtlı yaşamda, amma da yorulurduk değil mi? Hep aynı şeyleri yapmak, ne sıkıcı, ne bunaltıcı hatta ne hasta ediciydi. Şimdi bir enerji, bir enerji. Dolu dizgin yol alıyoruz. Almış başımızı gidiyoruz. Durdurana aşk olsun. Birileri bir zamanlar “Bir kereden bir şey olmaz” demişti. İnanmayın, oluyor. O sınır bir kere aşıldı mı artık, eski sınırlarla yetinmeye imkan yok. Hep daha fazla, hep daha fazla gidesi geliyor insanın. Onca zaman nasıl da o kısıtlamalarla yaşandığına şaşıp kalınıyor. İşte çok basit bir örnek; Bir sitenin halatla belirlenen sınırlarında yüzüyorsunuz. Yıllarca. Alt tarafı bir halat. Kaldırsan geçivereceksin. Yapmıyorsun. Neden? Çünkü o sınır. Geçilmez. Öyle öğretilmiş. Belki hatırlamadığın kadar uzun zaman önce bir girişimin olmuştur, o zaman da birileri korkarak “aman yapma” demiş, sen de inanmışsındır. O gün bu gün de o sınırı geçmek aklına bile gelmemiştir. Halatın hemen ötesindeki sonsuz denizi görsen de oraya geçmemişsindir. Ve işte bir gün, nasıl olduysa, sınırları fark edip, büyük bir cesaretle diğer tarafa geçersin. Sonrası...Özgürlük. Hayatın her alanında, hep bir çizgiler var, görülmez olmuş. Hazır zamanla boyaları solmuşken, tekrar boyasını yenilemek yerine, bırakalım yok olsunlar. Dilediğimizce geçelim...Öte taraf falan kalmasın. Her yer bizim olsun. Yalnız burada dikkat edilecek noktayı da atlamayalım, geçilen sınırlara yenilerini eklemeyelim. Yeni özgürlük alanlarımızı, fark etmeden, yeni sınırlarla kısıtlamayalım. Gidebildiğimiz kadar gidelim... Kıssadan hisse; Kendi sınırlarını keşfet ! Çimen Erengezgin

YAZAR ARA


EN ÇOK OYLANANLAR



YAŞAM ATÖLYESİ

Hiç resim yok
  Kapat

Başsağlığı


Blog yazarlarımızdan Şerife Mutlu’nun hayatını kaybetmiş olduğunu öğrenmenin derin üzüntüsü içerisindeyiz. Hanımefendiye Allah'tan rahmet, başta ailesi olmak üzere tüm yakınlarına başsağlığı dileriz.