In Vino Veritas

Cumartesi, 06 Temmuz 2013 11:50
“Sevgi” nin anlamını bilenlere: Herkesin dilinde şimdi SEVGİ ; SEVMEK ; SEVİYORUM … Bu kadar fazla mı kullanılmalıydı peki bu kelime … "Yıpranmamalı sürekli söylenip " der büyüklerimiz; Onlar hep sevgisini içinde saklar pek sık söylemez .Çatık kaşlıdır biraz asık suratlıdır babalar ; asık suratlıdır anneler .. "Şımarmasın velet "derler .. Oysa hiç fazla sevgiden şımarır mı insan ? Acaba biz bu yüzden mi sevgiyi tam öğrenemeden büyüdük. Mesela bilirdik bizi sevdiklerini ama defalarca duymazdık ağızlarından o sebepledir ki utangaç büyüdür biraz . Sevgiyi söylemek sanki ayıpmış gibi .. Şimdi Biz o neslin çocukları şimdi deriz sevdiğimize haykıra haykıra " Seni Seviyorum". Şimdi açın sosyal medyayı televizyonları hep sevgi üzerine konuşulmuyor mu ? Söyleşilerde arkadaş toplantılarında romanlarda gazetelerin i sayfalarında koca puntolarla sayfalarca SEVGİ sürekli anlatılmıyor mu ? Bu kadar söylemeye çekindiğimiz sevgi nin açlığını çeker ve onun olduğu hikayeleri severek heyecanla takip ederiz..Mesela bakıyorum sevgililere aşk ve sevgi mesajına boğulmuş sms ler ; mailler ; televizyonlarda ilanı aşk etmeler İ bilboardlara reklam afişi gibi kocaman puntolarla sevgiyi reklam etmeler ; sevgiyi başlarında tabela varmış gibi yaşar ama çok kısa zamanda da tüketirler hatta Yalan bedenlere dokunan rüzgar irkilmesi gibi yaşanan ilşkilerde bile seni seviyorumlar havada uçuşur.. Peki gerçekten sevgi bu mu ? Biz gerçekten hakeden insanlara mı söylüyoruz sevdiğimizi yoksa değerini anlamadan yüreğimizde hissettiğimiz her kıpırtıyı sevgi ile anlamlandırıyoruz . Bir düşünün kaç tane gerçek sevgiyi gerçek sandığımız sanal sevgiler için geride bırakıp yitirdik ? Aslında biz asıl sevdiklerimize söyleyemeyiz sevdiğimizi dilimiz tutulur ayıplar gelir aklımıza büyüklerimizin dediği seviyorumlar düğüm olur ilmek ilmek takılıverir boğazımıza ve sonunda ya terkedilişin ardından tek başına bir deniz kıyısında ya da onun mezarı başında ağlarken haykırırız o iki elimeyi : SENİ SEVİYORUM hep sevdim . Keşke yanımda olsan diye ..Yozlaşmış duygularımızın unuttuğu sevgi ; elindekinin kıymetini bilmeyip onu YOK ettiğimizde ortaya çıkan o KALP acısı ile akar gözlerimizden damla damla .. İşte o çektiğimiz acıda o kıymet bilmeme hissindeki "kıymet" tedir sevgi aslında .. Sevgi mücadele etmektir değer vermektir kıymetlidir .Gönül kuytunuzdadır o .. Sevdiğinden beklentisizdir ama kendi içinde aşk besler ; şevkat besler ; sahiplenme besler .. Çevrene bir baksana tüm kâinat sevgiyle yaratılmıştır aslında ve her canlı sevginin eseridir . Hem sevgi sadece sevgiliye ait değildir ki sevgi bir anne şefkatinde bir baba kucağında ; bir güneş yakışında bir gece karanlığında bir deniz kokusunda bir bebek gülüşünde ve bir yârin ölene kadar unutamadığın ilk öpüşündedir ..Sevgi bir çocuğun savaşta kaybettiği ailesinin ardından minik elleri ile sardığı kardeşinin ufacık gülümsemesinde ve küçük kız çocuğunun yüreğinde gizlidir . Şimdi bir başka bak etrafına .. Sevgi ile yaratılanı sevgisizliğin ile kirletme .. Kendini sev önce aileni ; yârini sev ; kardeşini ; dostunu ; komşunu ; dedeni ; büyükanneni ; balkonundaki çiçeği ; doğayı ; hayvanları sev ; nefes almayı ; renkleri sev ve insanları . Yüreğinde yeşert onu değer ver ve sakın hakadene söylemek için gecikme ... SEV ; ÇOK SEV ; KARŞILIKSIZ SEV VE GÖR BAK NASIL CENNET OLACAK DÜNYA! @kumruhatun

Ayrılık ve Aşk

Cuma, 08 Mart 2013 10:36
Gittin...Beni hiç sevmiyormuşçasına...Öyle bir bitti ki nefes alışım yarım kaldı, yolun ortasında yarım kaldım. Yolumu kaybettim, bu yolda çıkış bulamıyorum. Sana ulaşmaya çalışıyorum, koşuyorum caddelerde, sokaklarda. Çok kez geldim semtine, evinin önüne sonra vaz geçtim, beni istemeyen birini rahatsız etmek belkide bana göre değildi.'Seni seviyormuyum?' bu ne kadar saçma bir soru. Dünya'da duyduğum en saçma soru, tabi ki de seviyorum. Bir martının simiti sevdiği gibi seviyorum. Bir ejderha'nın yumurtalarını sevdiği gibi seviyorum. çok seviyorum...Bazen, sevmek yetmiyor, bazen soğuyorsun sonra hiç ısınamıyorsun. Ben çok soğudum senden. 'Aşk nedir biliyormusun?' aşk, satmayacağını bildiğin halde o kitabı yazmak demektir. Yağmurun yagacağını bildiğin halde sokaklara şemsiyesiz çıkmaktır. ' Neden, şemsiyesiz çıkıyor? bu adam salak mı?' O adam salak değil, yağmura aşık. 'Neden, bu adam satmayacağını bildiği halde kitap yazıyor?' O adam, harflere, kelimelere, cümlelere aşık. Aşk'ı anlatacak kadar birikimim yok, dünyada aşkı anlatacak adam var mı, inan yoktur. Gerçekten aşk'a sahip olanlar bile anlatamıyor bu boktan duyguyu. Aşık olmak için önce 'ayrılığı' kabullenmek lazım, yoksa aşık olamazsınız. Aşk, sadece bir kadın veya bir erkek ile kısıtlı değildir. Bir bitkiye, hayvanada aşık olabilirsin. Çok arkadaşım var kedisine, köpeğine aşık olduğunu söyleyen. Saçma gelirdi ilk başlarda ama sonra biraz derin düşününce çok mantıklı geldi. Kedi, benim kalbimi hiç kırmaz, yanlış bir söz söylemez. Peki ya köpek? çok sadık canlılardır köpekler, düşünsenize hangi erkek size çok sadık kalabilir ki? ama köpekler kalıyor. Hayvan sever bir insan olduğum söylenemez ama hayvanların yaşamlarıyla ilgilenirim. Sizde ilgilenin bir kaç araştırma sonucunda 'keşke dünyaya hayvan olarak gelseydim' diyeceksiniz. Aslında aşk canlılarlada kısıtlı değildir. Mesela kendimden örnek vereceğim, ben Piano'ya aşığım. Piyanom kırılsa bile çalarım. Çünkü ben piyanoya aşığım. Umarım anlatabiliyorumdur. Piyanom beni hiç bırakmıyor, kalbimi kırmıyor. Aslında piyano değil, müzikde öyle. Düşünsenize; baterinin sizin kalbinizi kırdığını? mümkün mü böyle bir şey? tabi ki de hayır. Sınıfımda baterist arkadaşım vardı. Bir iki muhabbet sonunda bateri çalmaya heveslenmiştim. Bateri ona çok keyif veriyordu, erkeklere değil bateriye aşıkdı.

Düşünce düşlerimden aşk

Perşembe, 13 Eylül 2012 17:42
Kizil ve uzun saci gecmişi gibi biniyordu omuzlarina, üzerlerinden süzülen her yagmur damlasina, her bir yagmur damlasina, cevabini bilemeyeceklerini, bilselerde soylemeyeceklerini bile bile "neden" diye sormadan edemiyordu catlak dudaklari. Nereye gidecegini bilmeden atiyordu adimlarini... Herşeye ragmen devam ediyordu yürümeye, o dar, gittikce daralan ve sonu gorünmeyen yolda... Cebinden dokülen umutlari sokak cocuklari topluyor aralarinda paylaşiyordu... Umutlari doküldükce yolu daha da daraliyor, işik gittikce azaliyordu... Elini yüzüne gotürdü, ve sonra bir damla gozyaşi silkeleyip atti yüzünden... Kaldirimin islak olduguna aldirmadan oturdu... Yüzünü ellerinin arasina gomdü ve hickirarak aglamaya başladi... Kelimeler agzindan bogularak ve anlamsizca dokülüyorlardi... Bense hala dar yolun girişinde onu seyrediyordum... Ne yapmam gerektigini bilmeden, bilemeden... Her gozyaşi, her haykirişi icimi yakiyordu.. O kadar yalniz di ki... Dayanamadim... koşarak yanina gittim.. yanina geldigimi farketmedi bile... Ta ki sag omuzda dokununana kadar... Kafasini kaldirdi birden... İlk nefesini yüzümde hissettim agir bir şarap kokusuyla beraber... güclükle - Sigaran var mi? diye sordu... Dudaklari titriyordu... Günlerdir agliyordu belliki, günlerdir susmadan... Gozlerinin altinda hüzünler birikmiş, kirpikleri kücük damlaciklarla dolu, kücücük bir yüzdü bana bakan, iki avuc icine siginmişti yüzü... elimi uzatip silmek istedim gozlerini, daha elimi kaldirmiştim ki, gozlerini kocaman acip tek kaşini kaldirmasi durmam gerektigini hissettirdi bana... Kücük, yorgun, kirilmiş, hircin bir yüzdü bana bakan... Ben ona oylesine dalmiştim ki, catlak sesiyle irkildim... - Sigaran yoksa başimda dikilip durmayi keser misin? - Var elbette cantami actim ve ona bir sigara uzattim, elimden bir sokak kedisi edasiyla kapiverdi sigarayi - Ateşin var mi peki? - Var bir saniye cakmagi cantamda bulamiyordum bir türlü, bir iki kariştirmadan sonra niyahet buldum ve uzattim... Yüzünde bir anlik bir tebessüm belirdi ve - Bende oyle atarim cantaya, arar bulamam sonra biryerlerden cikar, ama lazim oldugunda bir türlü bulunmaz işte meret diyerek yüzünü tekrar ellerinin arasina sakladi. Hircinliginin altinda kurtarilmayi bekleyen bir kadin onyargisiydi onunla ilgili ilk hissim... Ama bunu ona hissettirmek onu kacirmak olurdu... Onunla iletişim kurmak istiyordum, icimde yankilanan haykirişlarindan sonra onu boyle birakamazdim - Sigarani bir kahve ile icmeye ne dersin, bu yakinda cok sakin bir yer var, sana bir kahve ismarlamak isterim - İnsanlarin icinde olmak istesem, bu issiz sokakta ne işim var? Ne kahve, ne sohbet nede arkadaş istiyorum, sigara icin sagol, izin verirsen yagmura eşlik etmek istiyorum, yalnizca ben ve yagmur - Uzun süredir arkandayim, burada senin icin varim... her gozyaşin ve her haykirişini tek tek hissettim... Yagmuru ve gozyaşlarini seninle paylaşiyorum bir süredir... Burada olmam ve seni yalniz birakmamam gerektigini hissediyorum - Dostlarimi bile istemezken yanimda, senin gibi bir yabanciyi neden isteyeyim? - Belki de dostlarinca yargilanmaktan korkuyorsundur? - Yalniz kalmak istiyorum... Korktugum bir şey varsa oda anlaşilamamaktir... Sadece agladigim icin bana aciyorsun, yere düşen bir cocugu kaldirmak ve birşeyin var mi diye sormaya benzemez bu... Benim ihtiyacim olan acinmak veya şevkat gosterilmesi degil. Sadece kendime ihtiyacim var. - Cesaretimi bagişla ama bu haldeyken kendine hicbirşey yapamazsin, sadece kaciyorsun gibi bir halin var, birşeylerden kaciyorsun ama onlar seni birakmiyorlar...Sana hissettigim ve hissettirmek istedigim ilgi yada şevkat degil. Seni anlayabilecegime inaniyorum... Sen agladiginda sana acimadim, seninle bende agladim... anlatmasi zor.... - Hey nesin sen?, bir medyum mu? Neyin peşindesin? Neden benimle ilgileniyorsun? Sana beni yalniz birak dedim.. Ben bile kendimi anlayamazken, sen nasil anlayacaksin? Bir sigara istedim sadece senden... - Benden neden sigara istedin? Neden daha ilk omzuna dokundugumda bana git demedin? - Bilmiyorum lanet olsun... bilmiyorum... hic bir şey bilmiyorum... Elimi uzattim tekrar yüzüne dokunmak icin, irkildi ama bu kez izin verdi dokunmama, yanina oturdum... Agliyordu yeniden... ve yeniden neden diye sorarak... Saclarina dokunmak istedim ama yine hircinlaşacakti.. Bir yandan soyledikleri cikmiyordu kafamdan.. Neyin peşindesin... Neden onunla ilgileniyordum gercekten.. Neden agladiginda bunca aciyordu benimde icim... Neden bunun bir aşk acisi oldugundan bu kadar emindim... Ve emin oldugum halde soramiyordum... Bunlari düşünürken bana baktigini hissettim... - Lezbiyen misin? Hic boyle bir soru beklemiyordum.. oylesine şaşirdim ki anlatamam. - Karşina hicmi insan cikmadi senin bütün hayatin boyunca? Hic mi ne oldugun degil, kim oldugunla ilgilenmediler... Bu kadar korkutan neydi seni? Yada sen hep mi onlari sectin? - Sen hic mi bu dünyada yaşamadin? Senin hep kim oldugunlami ilgilendiler? Seni nasil buraya getirdi hayat? Bu sokakta, benim yagmurumun altinda ne işin var? Kimsin sen? - Yillar once sendim, şimdi benim... İri gozleri dahada irileşti karşimda, - Herkesin bir hikayesi var oyle degil mi? Sen de ilgi gosterip hikaye calanlardansin... Yorgun ve kirilmişlarin hikayelerinden aldigin derslerle olgulaşmiş bir sera meyvasisin sen... Soylesene benimki ne işine yarayacak? Ben bir kirgin kücük aşigim... ne yapacaksin benim hikayemi? Beni huzur aramakla itham edeceksin, ben huzura kavuştugumda sende kavuşacaksin... Sadece kendini düşünüyorsun sen! İşte birini daha hayata kazandirdim, benim hikayemi işte bu kizida boyle kurtardim diye anlatacaksin.. kimbilir belki bu sokaklarda, bu yagmurun altinda bunu ariyorsun... Bu yüzden buralarda geziyorsun, bu yüzden bu kadar pozitifsin... Kafani kaldirip, temiz gül bahceli evlerin kenarindan gecerken gülleri seninkinden fazla olanlarla cay kahve sohbetleri yapsana gidip? Her senden yoksula verdigin ekmekle, her senden mutsuza verdigin tebessumle var olmak, var olmak midir? Neden bu sokaktan gecerken elini tutan biri yok? - Soylediklerin, yaşayan bir gercek... ama benim gercegim degil, ozenle kactigim insanlarin gercegi, bu yüzden yalnizim ama bundan şikayetci degilim.. Bu sokaktan gecerken kimsenin elini tutmaya ihtiyacim yok ama isterdim birinin elini tutarak yürümeyi... her istedigimiz şeye ihtiyacimiz oldugunu soyleyemeyiz.. ama ihtiyacimiz olan herşeyi isteriz... bu yagmurun altinda ne işim oldugunu ve neden bu sokaga girdigimi, neden koşeden seni izledigimi ve seni neden bu kadar hissedebildigimi bende anlamiyorum... bu yüzden bu kadar üzerinde duruyorum belkide.. bu bir tesadüf olamaz... Sessiz kaldik bir süre... Gozlerini tişorünün koluyla sildi... yuzunu bir yone egerek burnunu cekerken icindeki minik yaramaz kizi gordüm... bana dondü ve - Onu seviyordum... onu cok seviyordum ama olmadi... beni sevemedi, beni anlamadi... Onu kaybettim - İnsanlar kaybedilmez veya kazanilmaz benim gozümde... İnsanlar gelir veya giderler... alinip verilmez, paylaşilir veya paylaşilmaz... - Gitmesine izin verdim... goze alamadim, cesaretim yoktu... bilemezsin ki.. onu kaybettim diyorum sana, o gitmedi... - Belkide onu bir zafer olarak gorüyorsun, ona aşik degilsin... Onun senin olmasini istiyorsun ve bunu aşk saniyorsun bircok insanin düştügü yanilgidasin.. belki sana gelse mutlu olmayacaksiniz... bitiverecek bir cirpida - O bircok insani bir kazana koyup kaynatmak istiyorum cünkü sende, onda ve dostlarimda yarattigi onyargilardan asla kurtulamadim onlar yüzünden... Sana seni yanimda istemiyorum yalniz kalmak istiyorum kendimle kalmak istiyorum dememin nedenide bu... her biriniz kendi pencerenizden bakiyorsunuz.. daha beni dinlemedin bile... daha onu anlatirken gozlerimi gormedin bile.. daha onu unutabilmek icin hangi yanliş yollarda, hangi dikenlerden yara aldigimi, hangi taşlara takilip kac kere tokezledigimi dinlemedin, daha onun yüzündeki her mimigin, daha alnindan dokülen her ter damlasinin bendeki anlamini sana anlatmadim... daha alt dudagindan, daha sesinden daha...daha o kiş gecesinden...teninden...boynunun altindan cektigim derin nefesten...sokaginda gecirdigim saatlerden...daha yagmurdan... daha daha sana hicbirşey anlatmadim... Sadece agladigim icin mi hirsliyim... insanlar kaybedilir insanlara ben gosterilemezse.. ben kendinden bile saklanirsa... duygularindan utanilirsa... duygularin aptallikla yaftalandigi günümüzde... ya aptallikla, yada yanlişlikla yargilanip duruyorum... Aşigim.. asin beni! Düş kuruyorum, düşlüyorum.. asin beni! düşüyorum... düştügüm icin asin beni! Bunlari daha kelimelerle süsleyebilirdim.. bu dupduru aşk anliyormusun... dupduru... Agliyorum onu ozledim... ona doyasiya bakabilmeyi ozledim.. aylardir gozlerinden, sesinden ve kollarindan uzagim... - Üzgünüm... seni kandirmaya calişmiyorum.. gercekten anlamaya calişiyorum. - Bunu yüzlerce kez sorguladim... benimde bundan korkmadigimi mi saniyorsun? Sadece nefes aldigini bilmekle mutlu oluyorum... binlerce etiketin altindayken insan ilişkileri, ben aradan siyrilamiyorum.. kayboluyorum "daha once"lerinin arasinda... kayboluyorum "kadinlar" etiketlerinin arasinda... kayboluyorum "kolay"larin arasinda...Duvarlar üzerine duvarlar orülü karşimda.. Nedenlerimin ve gozyaşlarimin yankilarini bile engelleyen duvarlarin kendisi bu halimin sorumlusu... yikamiyorum anliyormusun... seni seviyorum diye haykirsam... duvarlarindan geri donüp sesim yüzüme patliyor... ve her haykirişim bir kat daha ekliyor... susmaliyim.. susmaliyim.. bu karanlik ve dar sokakta yagmurla biriken gozyaşlarinda yaşayabiliyorum sadece bu aşki.. bu huznu... Diyecek hicbirşey yoktu... hemde hic... duvarlar, ruhu akil ve bedenden ayiran duvarlari yikabilecek tek güctür aşk... ama diyecek hicbirşey yoktu... onu ne teselli edebilirdim, ne kandirabilirdim... tehlikeli bir nokta... acik olmasini istemekti... ama bu celişkiyi taniyordum ben.. acik olup daha da uzaklaşmak sozkonusu olabiliyordu kişiden... aşktan degil.. zaman zaman bunun dogru oldugunu düşünsemde.. yani acik olmak ve gerekiyorsa uzak olmanin dogru oldugunu bir aşik icin cok zordu bunu kabullenmek... ya bir daha hic sarilamazsam korkusu... ya birdaha gozlerine hic bakamazsam korkusunu biliyordum... Yine gomülüverdi.. ama bu kez yalniz degildi, bende yüzümü ellerimin arasina aldim... kaldirimin kenarinda oluşan minik golete ikimizinde yüzü yansiyordu.. yüzlerimiz ayniydi... o bendim.. benim yüzümdü.. ben oydum.. onun yüzüydü...Aşkim..aşki..aşkimiz.. yağmura karişan gozyaşimizda... yinede hayata alişmiş yaşiyorduk... bu da benim duşuncelerimdi...Duşunce duşlerimden aşk, dinlenen ve her dinlendiğinde yeniden ve ayni coşkuyla yaşanan, gun işiginda zarar gormemesi icin yerinde kiymetlice saklanan bir nostalji plagiydi aşkimiz....

Kapıma Geldi

Çarşamba, 12 Eylül 2012 08:28
Kapıma geldi. Açtım, buyur ettim içeri. Kurduğum tüm hayalleri silen sendelemeyle adımladı evimi. İçeri girdi, gezindi. Bedeni bir kavgadan çıkıp gelmişçesine bitkin, hırpalanmış, bir taraftan da azgın, coşkulu. Haydi diyeceğin her şeye hazırlıklı... “Haydi koşalım” desen koşar, “uzanalım” desen uyur kalır. Sustum. Gözleri suskunluğumun nedenini anlayamayacak kadar düşmüş hizasından. Keskin alkol kokusuyla irkiliyorum her yaklaştığında. Bir adımım hep onun gerisinde. Anlamıyor. Sarılıyor ama bedeni yapış yapış, alkol kokusu ile parfümü tüm burnumu kaplıyor. İğrenmiyorum ondan ama içim cız etmiyor değil. Göğsüme bastırıp kavgasını anlatmasını sağlasam dinecek tüm her şey aslında. Ama ya tenime gözyaşı değerse? Olduğumuz halin hiçbir adım ilerisine hazır değilim. Her gelişinde ondan vazgeçip yine ellerimin onu aramasından yorgunum. Defalarca elimi tutan elleri bugün çatlamış, kızarmış, yorulmuş. Sanki tüm gece sarmaşıklarla, dikenlerle boğuşmuş. Geldi, kapımı çalmadan açtım. Zordu artık gelişleri. Hiç gitsin istemiyordum ama onu böyle görmek canımı çok yakıyordu. Adımları eskisi gibi değildi artık. İçtenliği solmuş, hevesleri eskimiş O’nu görmek, her şeyden beterdi aslında. Bugün bir daha gelmemesi için karar alıp ona sarılıyordum. Yine de yapamıyorum. O’nun her haline bu kadar uyum sağlamak delirtiyor beni. Sen misin bu diyorum içimden ama yine ona sığınıyorum. Hep O’nu her haliyle yanımda istemek… Benim kendimle rekabetim sanki bu. İki ben var içimde çözemediğim. Bu sefer anlat ki bilsin diyorum. Bir dahaki gelişi böyle pervasız olmasın. Kelimeler dökülüyor dudağımdan:“Hiçbir şeyi körü körüne isteme diyorlar. Kolay mı sanıyorsun? İstediğini bildikten sonra bu kadar ölçülü dileklerde bulunmak, her gece içinde ismin geçen yakarışlarda bulunmamak mümkün mü? Ben, tanıdığım seni istiyorum çocuk. Acı acı dökülüyor dudağımdan ismin. Ben, isminin her geçtiği yerde sancımın dinmesini bekleyip öyle hayata devam eden ben, merak etmeden duramıyorum acaba kimlerin masasına meze yaptın ismini diye. Kimler anıyor ismini şu an beni aradı, bana dokundu diye bir yudum içkiye sığınarak itiraf heyecanıyla? Hangi telefon konuşmasında karşı tarafın esir alındığı isimsin acaba “Ben bu çocuğu anlamadım” derlerken. Ben seni anlıyorum çocuk. “A” dan “Z”ye biliyorum seni. Ve ben, bu kadar bilen, anlayan ben, seni körü körüne istiyorum be çocuk. En büyük acizliğim, sana olan zaafımken kendime kızmadan duramıyorum ama kör etmişsin işte beni. Senin sesini duyduğumda yolumu, izimi buluyorum. “Uzun zamandır üstüme yapışmış tüm cümleleri döküyorum önünde. Sessiz sakin oturmuş. Gözleri bir noktada sabit duruyor. Anlamamış, duymamış, dinlememiş. Yine ben, bana konuşmuşum. Yine ben her günkü yakarışımda bulunmuşum. Kapıma geldi. Öylece durdu. Zili çalmadı. Kapıyı tıklatmadı. Kapının koluna gidip gelen elim güçsüzleşti. Biraz bekledi. Kapıyı bile yok sayıp öylece giriverdi hayatıma. Yapış yapış, dertli dertli…

YAZAR ARA


EN ÇOK OYLANANLAR



YAŞAM ATÖLYESİ

Hiç resim yok
  Kapat

Başsağlığı


Blog yazarlarımızdan Şerife Mutlu’nun hayatını kaybetmiş olduğunu öğrenmenin derin üzüntüsü içerisindeyiz. Hanımefendiye Allah'tan rahmet, başta ailesi olmak üzere tüm yakınlarına başsağlığı dileriz.