İnsanlar birbirleriyle neden beraber oluyor hiç düşündün mü ? Neden bir arada kalıyor? Peki İki yarımdan bir tam oluşuyor mu? İki yalniz yanyana da olsa yalniz oluyor derler .. Biz iki yalniz ; yalnizligimizda birlikte cogaldik bu sefer ; kalabaliklastik ; iki yarımdan koca bir Dünya yarattık .. Aşk bazen umudunu kaybettigin anda çikmaz mı karsına ? .... Ummadığın anda biri gelir ; O , sen gibidir ; O da eksiktir , yalnızdır ; kocaman bir kalabalıkta tek başına bir koca yürektir O .. Konuşursun ; nehir olur akar yalnızlığını anlatırsın . Paylaşılan yalnızlığınızda bir AN gelir ve artık hiçbirşey eskisi gibi değildir.. İki yalnızın kalbi çarpışmıştır işte... Kelebekler her gün karın boşluğunda dans ediyordur artık ; her öpüş bal tadindadır. Her gün biraz daha büyür ve biraz daha öğrenir ve her gün bir kez daha asik olursun O na ... Önceliklerinin en üstünde kendin gibi onun adı kocaman neonlarla yazar... Benliğin kaybolmadan biz olmuşsundur artık .. Çünku O seni hep sen olman icin desteklemektedir. Sabahlari güne başlarken suratında ‘Ama o var ve tam da bu dünyada ‘ hissi diğer şükranların arasında en yukardadır artık .. Eski Sen degilsindir ; kendini eksiltmeden çogalmişsındır ; açligin doymus ; hiçligin kaybolmus ; bezginliğin mutluluğa adim atmıştır .Tüm kısıtlanmisliklarin arasinda daha da güclenmis ; hayallerinin pesinden koşar adim gitmeye baslamissindir.. Kör olduğunu sandığın için göremediğin rüyaları artık Onunla görüyorsundur. Ve hepsinin başlangıcı aslında sadece yakaladığın yarım sn lik o andır.. Aşk bir yerdesin biliyorum ; ayni yildiza bakiyor ve ozluyoruz Dokunmanin tene değil yüreğe olduğunu biliyoruz .. Bu sebeple biz hep yüregimize sariliyoruz. Her AŞK ı arayan kalbin O ANı yakalaması dileği ile... Yüreği ile seven iyi insanlara ithafen ..... @kumruhatun

Aslında B.iz...

Cumartesi, 02 Şubat 2013 17:18
Nefes aldığın sürece umut var demektir. Bizim umutlarımız rengarenk balonlar gibidir. Uçmaya hazır ama bırakmaya cesareti olmayanlardandı. Balonun ucuna bağladığımız o küçücük saf ve temiz yüreklerimiz bir kuş misali kanat çırpar adeta. Özgürlüğe adım atarak değil koşarak gitmeyi isteyen, yerinde duramayan capcanlı ruhlarımız, bedenlerimizden kaçar gökyüzünün kafesine girer. Görünmez bir kafestir bu. Dışardan toz bulutunu andıran bu kafes, bir üflemeye hakim olmaz, tam tersi içimize çekilen bir hava misali ciğerlerimize dolar. Bir insan doğar, nefes aldığını hissettiği süre yaşar ve ölür. Kimi daha doğmadan ruhu kaybolur kiminin ise öldükten sonra bile ruhu halen yaşar. Siz hangisi olmak istersiniz? Dünyanın büyüsü hiçbir şeye benzemez. Bazen bir bakış bir tebessüm yeterdir insanlarının duygularını anlatmaya. Kimisi kaplumbağa gibi çekilir kabuğuna kimisi çıta gibi koşar kimisi deve kuşu misali yerin altına girer orada arar benliğini. Kendinizi mi bulmak istiyorsunuz. O zaman elinize iyi bakın. İki elinizi yan yana koyup baktığınızda size yüzünüzü, iki elinizi kapattığınızda size kalbinizi gösterir. Ah duygular! Onlar çok yalnızlar. Kalbi sarıp sarmalayan da duygularımızdır aslında. İnsan bu yüzden kapı gibi durmalıdır duygularının önünde. Bazen yanı başınızda durur da sevdanız fark etmezsiniz. Bazen de siz onun yanındasınızdır ama kader sizi fark etmez. En çok ihtiyacınız olduğunda hep üç maymunu oynar o. İşine geleni yaşatır işine geleni kendisiyle kavuşturur kader. Ama yine de kader işini bilir deriz. Kadere boyun eğmek bizim işimiz. Biz kim miyiz? Ufacık bir yürek çarpıntısına bile koşan, düşen ama kalkamayanlardan. Derdimiz büyük, çaresi küçük… Zaman sadece ilerler. Sormaz size hazır mısınız değil misiniz diye. Biz de bu hayat telaşında savrulup gideriz dörtnala. Geceler… Hava kasvetine kavuşur biz yalnızlıklarla dolu bir geceye… Hayaller sel olup gitmesin. Umutlar tükenmesin. Bitti denildi mi bırakın bitsin. Gitmeyin peşinden. Çünkü her başlangıç bir son demektir. Her şeyin bir kere finali olur. Kendimizin de öyle. Bu yüzden finaliniz hep akılcı olmalı. Geriye dönüp baktığınızda gerçekten bir zamanın devrimini oluşturduğunuzu bilmelisiniz.

Özürlü Ruh Hâli

Çarşamba, 12 Eylül 2012 10:47
Evet; özürlü bir ruh hâli benimkisi biliyorum. Beni çerçeveleyen hayatlarla, nesnelerle kaynaşan,degişken bir hâl. Ritüel bir sabah turu uzunluğunda devr-i alem yaptıran. Kendinle bir küs, bir barışık, kendi ayrıntılarının içinde karmakarışık. Elma şekerinin burnuma bulaşan yapışık kırmızısı, beni tekrar tekrar çocukluğumun perde arkasına götürür. Büyük Ada’nın çam kokusu dokunur burnumun direklerine bisikletle yaban ormanlarını arşınlarken. Oysa, Dünya'nın başka bir ucunda kurulan bir panayırda, gözlerimizle anlaşmayı becerdiğimiz bir Hintlinin tezgahındaydı daha dün o elma. Özlerim, özlemlerimi ipe dizer, yoluma devam ederim. Ya sonbaharın ilk günlerinde, yağan yağmura nisbet parkın tek bankına oturmuş, yüzündeki çizgileri bilinmez kaç fırça darbesi ile kapatmış gizemli kadın! Yalnızlığımdan mıdır kucağından ayırmadığı kediye kimsesizliğini okşarca sarılışı? Onunla her göz göze gelişimin bana meçhul geleceğe yolculuk yaptırmasının var mı bir anlamı? Düşünür, düşüncelerimi vurup birer birer, bırakır ardımda geleceğimi, giderim. Unutmadan; bir de o kız çocuğu, çantası omuzlarında,sanki tüm hayatı yüklenmiş gibi ... Her sabah okul yolunda onun annesi olma isteği. Yok öyle değil; canımdan kopma canlarım var benim, lakin evrenin tüm sahipsiz çocuklarını kucaklayabilecek kadar geniş değil yüreğim... Karamsar değilim, biraz hayal gücü,biraz içgüdü. Sen sabahın karanlığında adımladığın yollarda gökkuşağına ilerliyorsun küçüğüm... Umutlanır, bir gülümsemeye çengeller umutlarımı, bir kız çocuğuna hibe eder giderim. Kasabanın delisini es geçemem elbette. Onun derdi, kederi yok. Bir selam, iki kelâm alır gönlünü. Büyük hesapları aklı ile yitirmiş, mutluluğu Kaf dağının ardına göndermemiş. Her kahkasında biraz beyaz verir,kırmızıya çalarken ruh halim... Aklanırım günahlarımdan, bırakır üç kuruşluk aklımı Anton’un ellerine, yoluma devam ederim. Ya kapımın önündeki ceviz ağacına ne demeli! Buralarda gene sonbahar, yine dalları yüklü. Aramızda soğuk bir savaş her hazan olduğu gibi. Ben ona meydan okurcasına dimdik geçerim gölgesinden,o tüm sinsiliğiyle beni vurmaya çabalar. Her isabetsiz darbesinde, ona attığım çelmede zaferimi kutlarım. Ve bu sabah o kazandı. Bu mevsimin ilk vurgunu. Özürlü ruh hâlimin bana yaptırabileceklerini hesaba katmadan, yeşil kabuğunu daha soyunmamış, acemi bir cevizle vurdu beni. Taze cevizi ne kadar sevdiğimi bilseydi,eminim bu zaferine bu kadar sevinmezdi. Bu senenin cevizi kesinlikle çok lezzetli. Vurgun yerim, ve her yenilginin ardından biraz daha güçlenip, biraz daha diş bileyip çelimsiz ataklara, aldırmadan yaralarıma giderim. Yürürüm aheste yeni iç kanamalara, yeniden ayaklanmalara... Sözün özü: özürlü bir ruh hâli benimkisi, pansuman edilecek bir yaram varken,elime ,dilime vurdu her zamanki gibi...

YAZAR ARA


EN ÇOK OYLANANLAR



YAŞAM ATÖLYESİ

Hiç resim yok
  Kapat

Başsağlığı


Blog yazarlarımızdan Şerife Mutlu’nun hayatını kaybetmiş olduğunu öğrenmenin derin üzüntüsü içerisindeyiz. Hanımefendiye Allah'tan rahmet, başta ailesi olmak üzere tüm yakınlarına başsağlığı dileriz.