Yaşam Cumartesi, 03 Ağustos 2013 10:58

Yazan 
Bu yazı için oy ver!
(11 Oylar)
Annemin o güvenli karnındayken, muhtemelen hiç dışarıya çıkmak istememişimdir. Anneciğimin göbeğine sevgi kordonuyla bağlı, onun sımsıcak sevgi suyuyla sarmalanmış, o güvenli korunaktan ışığa çıktığım zaman ne çok korkmuşumdur. Sonraları, büyüdükçe, kendimi karanlıklara hapsederken aradığım güvene, o zamanlar gebe kalmışımdır.

Hayatı tanımaya çalışırken, tüm yaşadıklarım, hayatıma gelenler, yaşamımda kalanlar, yaşamımdan gidenler, hepsinden, herkesten ne çok şey öğrendim ben. Öğrendiklerimin bir kısmını hemen unuttum, bir kısmını sadece ezberledim belki. Oysa içselleştirdiklerim, tüm duygularım, nefretler, aşklar, sevgiler, özlemler, korkular, yorgunluklar, yalnızlıklar, mutsuzluklar, mutluluklar tüm bu muhteşem duygular, beni ben yapanlar.

Anılar, anılarım acı tatlı, pişmanlıklarım bunların hepsini hatırlamak, kabullenmek, herkesi sevgiyle anabilmek ne güzel! Çünkü hayatıma giren herkes o kadar özel ki.

Peki ya, geçmiş filminin etkilerinden bir türlü çıkamadığım zamanlar. Eve kapanmış, bahçeye oynamaya çıkamayan bir çocuk gibi. Kapıda bekleyen "Yaşam", zile basıp dururken, eski anıların içerisinde kaybolup, bir türlü yaşam oyununa katılamadığım zamanlar. Bazen ben günlük hayatımda yaşamda ilerlediğimi sanırken, aslında yerimde saydığımı, bazen geçmişin tozlu raflarında, dolanıp durduğumu fark etmiyorum bile. Belki yıllar öncesinde yaşadığım bir kayıp. Bu kaybı yaşarken affedemediğim diğerleri. Belki de affedemediğim kendim. Ve geçmişe , derine, daha derine ittiğim duygularım. Bu duygularımı gönlümün derinliklerine hapsetmişim. Bu duygularda farkında olmadan gezinir durur, haberim olmazmış bazen!.

Belki bir olay, bir film, rastladığımız, yıllarca görmediğimiz eski bir dost çıkıverince karşıma, tüm o eski yaşanmışlıklar dökülüverecek kalbimden. Ve ben yaşadığımı sanırken, aslında kendimi güvenli evime hapsettiğimi; kapıyı çalıp duran oyun arkadaşım Yaşam'la dünyaya çıkmayı erteleyip durduğumu fark edeceğim. Kapının çalan ziline daha fazla kayıtsız kalamayıp, "Yaşam"la oyunumu ertelemekten vazgeçip, kapıyı açtığım zaman, gözlerime dolan güneş, önce gözlerimi acıtacak belki. Esen hafif rüzgar, saçlarımı dağıtınca ürkeceğim biraz. Arkamda duran yalnız eve bakacağım sonra.Ve önümde uzanan uçsuz bucaksız yeşilliğe. Şimdi bir karar anı! Ya, Yaşam dostumun elinden tutup, rengarenk çiçekler ekeceğim, o uçsuz bucaksız çimenliğe. Masmavi gökyüzünün altında, bazen fırtınaları, bazen sımsıcak güneşi yaşamayı, kendimle, yaşamla, senle bir olmayı; mutluluğumu aramamayı, mutluluğumun zaten içimde olduğu, senaryosunu kendim yazdığım o müthiş filmin hem yönetmeni, hem oyuncusu olmayı seçeceğim. Filmin adı " Yaşam "olacak. Bu bir dizi film. Her sabah yeniden yazılan, her sabah yeniden oynanan, sürekli çekilen, sonsuz bir dizi film.

Belki bir olay, bir film, rastladığımız, yıllarca görmediğimiz eski bir dost çıkıverince karşıma, tüm o eski yaşanmışlıklar daha da sıkışıverecek kalbime. Geride bıraktıklarıma dönüp, geçmişin tozlu raflarına hapsolup, geleceğimi başka kalplerde, başka takdirlerde, başka acılarda aramaya çalıştıkça, o tozlu raflardaki bir toz zerresi haline geleceğim. O güvenli evde, mutlu ve başaralı yada mutsuz ve başarısız olduğumu sanarak, hayatı farkında olmamayı seçip, bir toz zerresi olarak yok olmayı seçeceğim. Sahi gerçekten yaşıyor olur muyum o zaman?

Neyi seçeceğim ben? Yaşamla, kendimle, senle, bizle her gün yeniden ve yeniden kendimi ve seni seveceğim, kendi filmimi çekmeyi mi? Yoksa kendimi güvenli sandığım oksijensiz eve hapsolmayı mı? Beton duvarların arasındaki konfor mu? Yoksa amazon ormanlarındaki özgürlük mü?

Her gün, her an, her saniye, bu seçimi yaparak, ya okyanuslara ya da çöllere doğru yol aldığımı bilerek Yaşam yolunda, Yaşam'ın tam kalbine koşmayı seçiyorum ben. Yaşam yolu diyorum ben! ve evet, eminim, son kararım!

Biliyorum, sen her kimsen, her neredeysen, her ne yapmayı seçtiysen, benim yaşam denizinde attığım her kulaçta, sen de benimle birlikte bir kulaç atıyorsun karşı kıyıya. Koşulsuz sevgiye, sana , bana, birbirimize!


Okunma 2039 defa Son Düzenlenme Pazartesi, 26 Ağustos 2013 11:33
idil Karaata

Bir an geldi,o an aslında evrende akan bir nehir olduğumu anladım.Diğer nehirlerle bir olup akmak istedim.Okyanusa katılmak için çabaladım.Okyanusa vardığımda bir damla olduğumu gördüm.Hem biricik tek başına,hem de tüm evrenle birlikte. Ben İdil 1967 yılında birbirine delicesine aşık anne babadan dünyaya geldim İstanbul Erkek Lisesi, Boğaziçi Üniversitesi Turizm ve Otel Yöneticiliği ve Eskişehir Üniversitesi Sosyal Bilimler Bölümü mezunuyum. Uzun yıllar tekstil sektöründe temsilcilik ve yöneticilik yaptım. 2006 yılında Emlak Brokerlığı yapmaya başladım. Ama içimde hep bir boşluk ve arayış vardı.Bitmek,tükenmek bilmeyen bir susuzluk gibi. Aradığımın evren ve insan aşkı olduğunu fark eder etmez kişisel gelişim yolunda ilerlemeye başladım. Aldığım eğitimler arasında, Bilgi Üniversitesi'nde Pınar Kür'den "Yazmak Yaşamak, Boğaziçi Üniversitesi'nde Etkili Konşma Sanatı", "BolukBilinci" ,"Esma-ı Hüsna ve Çakralar""Melek Koçluğu",ISS onaylı "Yaşam Koçluğu"" ve" İlişkiler Koçluğu" ve daha neler neler. Esas eğitimimin kendi içsel yolculuğum olduğunu düşündüm hep. Bu yolculuk sırasında hep insan için insana dair konulara kafa yordum. Kalbim hep aşk için çarptı .İnsan aşkı ve evren aşkı için. Belki tanıdıkça insanın gizemi büyülediğinden beni belki de bir aşk çocuğu olarak dünyaya gelmiş olduğumdan kim bilir? Her daim insan için. Tüm dünyada ışıkla ve sevgiyle....

Son Ekledikleri: idil Karaata

YAZAR ARA


ÜYE GİRİŞİ

EN ÇOK OYLANANLAR



YAŞAM ATÖLYESİ

Hiç resim yok
  Kapat

Başsağlığı


Blog yazarlarımızdan Şerife Mutlu’nun hayatını kaybetmiş olduğunu öğrenmenin derin üzüntüsü içerisindeyiz. Hanımefendiye Allah'tan rahmet, başta ailesi olmak üzere tüm yakınlarına başsağlığı dileriz.