Mana ve Su Cuma, 19 Temmuz 2013 10:19

Yazan 
Bu yazı için oy ver!
(3 Oylar)
Hayatın varlığı ve anlamı konusunda kendi iç sesLERiyle en ateşli tartışmalara tutulmuş ben, varla yok arasında bir yerdeyim. Sesim, bugünlerde hevessiz esen rüzgarlarınki kadar mutsuz ve etkisiz. Buhran yükünü kaldıramayan omuzlarımın altında etten, kemikten, ilikten, kandan, kastan oluşan bir vücut olarak ben, kimsenin göremediği, görse dahi bakmaya cesaret edemeyeceği bir ruhun geçici sahibesiyim. Aslında herkes gibiyim, ama ne gariptir ki hiç kimse ben değil, olamaz. Bu beni, 'diğerleri'nden üstün kılmasa da, farklı ve ayrı kılıyor haliyle. İşte sorunUM tam da bu noktada başlıyor. En az herkes kadar, ama herkesten çok sorgulamak.. Bu hayatta bir MANA arama yolculuğumdaki düşüp kalkmalarım, dizlerimdeki yarıklar, avuçlarıma saplanmış irili ufaklı taşlar, alnımdaki çizikler, gözbebeklerimdeki utanç ve çaresizlikler, hepsi aslında cismen var olduğumun, var olmaktan da öte ruhen yaşadığımın birer kanıtı olsa gerek. Ama yetiyor mu bana, bütün bu kendimi haklı çıkarmalar? Bilmiyorum. Tek bildiğim, yaşamak ve yaşamı sorgulamak, var olmanın hakkını vermektir.

Evet, herkesin hayat yolculuğu kendine ağır. Kimisi sevdiğini ansızın kaybedip yaşamaktan vazgeçiyor, kimisi maddi borç yükü altında ezilen gururunu bir intihar süsüyle yaşatmaya çalışıyor. Kimisi sevgilisinden ayrıldığı için kendinden nefret etmeye başlıyor, kimisi tacize yahut tecavüze uğradığı için kendisini suçluyor, lekelendiğine inanıp kendini cezalandırıyor. Aslında insan, şöyle bir başını kaldırıp baktığında diğerlerine, görüyor ki herkes aynı trenin içinde ama farklı koltuklarda yolculuk ediyor. Gittiğimiz yerin aynı oluşu, belki de, hepimizi kaçınılmaz bir son ile birbirimize bağlıyor. Tren raylarının bittiği yerde, her birimizi ölüm bekliyor. Çoğumuz farklı zamanlarda, farklı istasyonlarda veda ediyoruz en hakiki yolculuğumuz olan hayata. Bu yüzdendir ki trende kalanlarla trenden ayrılanlar arasında dayanılmaz bir hüzün bağı oluşuyor. Tadına doyulmamış, yarım kalmış hayatlar, yeteri kadar yaşanmış ama tatmin olunamamış hayatlar, bahşedilmiş ama istenmeyen hayatlar, bir başkası olmadan yaşanması anlamsız görünen hayatlar, kimsesiz kalmış hayatlar, uçurum hayatlar, düzmece hayatlar, çırpınan hayatlar, hayatlar, hayatlar.. Şekli ve mahiyeti ne olursa olsun hayatın varlığı bizi birleştirirken, yokluğu bizi bizden koparıyor, parçalıyor ve ayrılıklar bize hep acı veriyor.

Şimdi kalkıp size, hayat dersi verme küstahlığında bulunacak değilim. Sanıyorum ki yaşım da buna pek müsait değil. Belki on yıllar sonra, hayatın içine, daha derinlerine nüfuz etmeyi başardığımda, söz söyleme, ahkam kesme hakkı verilir bana. Şu an sadece, bir kaç sürüncemeden ibaret sözlerimi, bazı işiten kulaklara iletmek istiyorum. Havada kalan, dinleyene ulaşmamış sözlerimden biriktirdiğim koleksiyonum artık antika olsun istiyorum. İnsanların, dinlemesini, dinler gibi yapmasını çok gördüm; artık, insanların 'duyduğunu', 'işittiğini' görmek istiyorum. Kelam bana ait olduğu için değil, her kim söylerse söylesin, her sözün ciddiye alınacak bir yanı olduğunun anlaşılması için istiyorum bunu.

"Ben senin yerinde olsam", diye başlayan hiç bir öğüdü ciddiye alma. Kimse senin yerinde olmadı, olmayacak, olamaz..

Bizler bedenlerden oluşan ruhlarız, ruhları olan bedenler değiliz. Tam da bu yüzden, ruhuna giydirilmiş beden elbiseni sev. Tenine dokun, gözlerine hayran hayran bak, aynadaki yüzüne gülümse, ayak parmaklarını bile sev..

Ruhunu da sev, onu kabullen. Çünkü o SEN'sin. Bazen kabına sığmayacak, bazen dinginleşecek, bazen kendinden geçip tamamen bedenine yüklenecek. Binlerce küçük 'senler'den oluşmuş ruhunu, hata yaptığında da alnından öpmeyi istemeyi dene.

Yaşadığın dünyanın sınırları, senin aşkın sınırlarını zorluyorsa, dünyayı değiştiren bir kitap oku. Dostoyevski, örneğin, ya da Kafka, çoğu insanın ruh genleriyle oynamayı başarmıştır. Büyük yazarları sevdikçe, ruhen büyüdüğünü görecek, kendini daha çok sevmeye başlayacaksın.

SEVMEK'te zorlanıyorsan birilerini, affetmek zor geliyorsa, Polyanna'yı yeniden oku. Onunla iyi'leş, naifliğe doğru yürü. O modern insanın 'aptallık', bilgelerin ise 'olgunluk' diye tanımladığı bir çizgide dimdik duran insanın ta kendisidir.

Bu söylediklerim, sadece bir insan sözüdür, gelip geçicidirler, geride sadece senin anladıkların kalır. Algında oluşan etki, senin eserindir. Ben sadece, bilmeni istediğim için paylaşıyorum bunları, seninle ortak çok büyük bir yanımızın olduğunu bildiğim için. Sen de bir insansın, ben de. Sen de düşünmeye ve sorgulamaya mahkumsun, ben de.

Son ama önemli olduğunu düşündüğüm cümlelerle bitiriyorum sözlerimi. Gerçekten içinden okumak geliyorsa, zaman ayırmaktan korkma. Deneysel ortamda kanıtlanamadığı için teori olarak kalmaya mahkum, bir ruhsal gözlemin satırlarıdır ilerleyen cümlelerim. Satır aralarını okuyanın doldurabileceği bir bilmece silsilesi..

İnsan, SUdur. Vücut, sudur; ruh, su gibi saftır. Evren, sudur; toprak, su ile can bulur. Bütün varoluş su ile harmanlanıp, vücut bulur, yaşamını idame ettirir.. Ve su, dupdurudur. Hangi noktadan bakarsan bak, ardını görürsün. Suyun rengi, cinsiyeti yoktur. Suyun etiketi yahut adı yoktur. Her insan, kendi suyuna renk verir, onu biçimlendirir. Ama ÖZsuyu TEK'tir, BİR'dir. Herkes gittiği yere kendi suyunu götürür. Benim suyumun rengi ne, bilmiyorum. Hangi nehri beslerim, hangi nehri kirletirim, muamma.. Senin suyunun rengi ne, bilmiyorum. Ne kadarın vitamin, ne kadarın zehir, muamma.. Ama mutlak olan bir şey varsa o da şu ki, SEN de, BEN de aynı nehre akmak için yaşıyoruz. Vücuda geldiğimiz rahim suyunun kıvamı ve içeriği farklı olsa dahi, hepimiz SU ile ve SU için yaşıyor, yaşlanıyoruz. Ölü toprağımıza bile su döküyorlar, düşün. İşte bu yüzden, bütün varoluş sorgulamalarımız, tek bir amaca hizmet ediyor: YAŞAMAK, suyun bittiği yere kadar, DÜŞE KALKA yaşamak, zamanda SU misali akmak..


Okunma 569 defa Son Düzenlenme Çarşamba, 24 Temmuz 2013 14:32

Son Ekledikleri: Merve

Bu kategoriden diğerleri: « Sevilmek İstiyorum yok bişi »

YAZAR ARA


ÜYE GİRİŞİ

EN ÇOK OYLANANLAR



YAŞAM ATÖLYESİ

Hiç resim yok
  Kapat

Başsağlığı


Blog yazarlarımızdan Şerife Mutlu’nun hayatını kaybetmiş olduğunu öğrenmenin derin üzüntüsü içerisindeyiz. Hanımefendiye Allah'tan rahmet, başta ailesi olmak üzere tüm yakınlarına başsağlığı dileriz.