Geçmişi Affet, Yarına Güven Cuma, 05 Temmuz 2013 14:11

Yazan 
Bu yazı için oy ver!
(4 Oylar)
Sabah çok erken, daha yeni çiğ düşmüş; her yer ıslak...Yüzüne düşen bukleleri ve mavi mus çorabıyla, çocukluğuyla beraber devrilecek olan devasa çam ağacının altında çimlerde yuvarlanıyor.Tüm gözleri ona çevirense; yeşile bulanırken, arada bir sırtı yere geldiği vakit gökyüzünün onu sarmaladığını hissettiren bulutlara attığı kahkahalar...

Henüz 5 yaşında.Herkese yüzünde güller açtıran bu kakahaların bedelini birkaç gün içerisinde ödeyecek.Kış yeni girdiği için değil, yaşıtlarından farklı bir hassasiyete sahip olduğu için hastalanacak.Karma astım hastası...yani hem ırsi, hem alerjik.Hastalığın ona kendini 2 yaşındayken göstermeye başladığını söylüyorlarsa da, onun hafızasında hastalığına dair canlanan ilk anı bu.Yıllar geçtikçe aşık olacağı rüzgar her yüzüne vurduğunda, annesinin ondan korunması gerektiğini söylediği bir çığlık olacak kulaklarında.Yağmurda ıslanamayacak, sis çıktığında kendini dört duvar arasına kilitleyecek, kar onun cam önünden aldığı bir avuç beyaz büyü olmaktan öteye geçemeyecek, yapımına yardım ettiği bir kardanadamı asla olmayacak ve hastalığının tek hediyesi yüzmenin onun için bir spor değil gereklilik olmasıyla doğayı biraz olsun yaşayabilecek olmasıyla avunacak...ve ne kadar dikkat ederse etsin nefes almak ona hediye olarak bahşedilecek.Kendini farkında olalıberi, düzenli olarak oyun oynamaya gittiği doktoruyla kurduğu bağ hiçbir zaman, tüm insanları seviyor olmasından öte bir hal almadı.

Ben Mine Sedef...Şu an 24 yaşımdayım.Her imkana sahip bir ailenin; hayatını kendi kazanan orta dereceli bir ülkem vatandaşı diyebileceğimiz tek kızıyım.Astım hastası olduğum için son 2 seneye kadar, senede üçü geçmeyecek şekilde ciddi anlamda ataklar geçiriyordum.Bu yüzden ilkokula bir ay geç başladım.Bu yüzden aylarca hazırlandığım mezuniyet baloma gidemedim ve bu yüzden"le başlayabilecek nefes alamadığım için gerçekleşememiş çok özel günüm var....Kafamdaysa yirmi küsür yılın içerisinde yer alan güzel günlerden çok yüzlerce, bir yatağın üzerinde nefes almak için cebelleşen kız çocuğu görüntüsü...

...ama şu an havada yürüyorum; çünkü bugün hayatımda bembeyaz bir sayfa açıldı.Onu nasıl dolduracağımı biliyor olmanın verdiği mutluluk paha biçilemez; ama bu bilgiyi edinebilmek için karşılaştığım risk, verdiğim savaş ve tüm bu süreç çok yıpratıcıydı.3 yıl...Sizinle doğan ve sizinle ölecek olan hastalığınızın, yaşamınızın sonuna dek size kendini hissettirmeden yaşayacak olması için 3 yıl uzun mudur? İnanın bana yaşamının 24 senesini nefes alabilmek için türlü uğraş veren, bunun için çocukluğunu ve gençliğinin bir kısmını veren ve sonunda oksijensizlikten mosmor kesilen biri için hiç uzun değil.

Astımın çok fazla çeşidi var ve kişiye göre çok fazla farklılık gösteriyor; fakat bazı mutlak gerçekler var.Ruh halini stabil tutmak astımda birincil koşul; çünkü astım duygusal durumlarda çok hızlı reaksiyon gösteren bir hastalık.Birkaç damla gözyaşı ya da bir avuç öfkenin, bazen çok insani biraz gerginlik veya huzursuzluğun atağa dönüşmesinin sadece birkaç saati aldığı hassas bir terazi gibi...

Asımın gereklilikleri ve tedavi sırasında oluşan unsurların birbiriyle ters orantısına rağmen dengede kalabilmek? Hastalığıma göre iş, ona göre eş,ona göre arkadaş, ona göre şehir seçecek olmam...Astımın hayatımda saldırmadığı iğne ucu kadar bir delik bulsam oraya kaçardım eminim...

Üç yıl önce ailemden ve sevdiklerimden uzakta geçen öğrencilik dönemimin son altı ayında iken duygusal olarak çöküş yaşamama sebep olan bir takım olaylar dizisi yaşadım.İlk olarak en yakın arkadaşımın vefatı ki hayatımdaki ilk vefat olmasının bu yıkımdaki payı çok büyük.Bunu izleyen, kendi verdiğim bir kararla arkadaş çevresi değişikliği, bunun getirdiği değişikliklere uyum aşaması ve yapımın buna direnişi, son sınıfa gelmiş olmama rağmen ne istediğimi bilmiyor olmanın verdiği boşluk ve en sevdiğim insanın artık uzağımda oluşu...Son olarak da dedemin astım krizinin tetiklediği kalp kriziyle hayata vedası! E ben de yüzmeyi bırakarak tüm bu olanların üzerine tuz biber ekmekte gecikmedim.Daha birini sindiremeden ardarda yaşanan tüm olayların tetikleyici görev gördüğü bir atağın gelmesi de en az benim kadar sabırsız olmalıydı ki o da randevusuna(!) gecikmedi.

Randevu diyorum; çünkü bu durumda ona davetiye çıkaran bendim.Bunu görmem için sonrasında yaşayacaklarım, arı kovanına çomak sokmamla gerçekleşti.Atağı atlattım, her zamankilere ek olarak ilaç tedavisi görmeye başladım.Kontrollerde röntgen sonuçlarım temiz, nefes ölçümlerim olması gerektiği gibi çıkıyordu ve görünürde her şey normaldi.

Her şeyin bu kadar yolunda gidiyor olmasıyla birlikte iç dünyamda kendime yoklama çekmem eş zamanlı ilerliyordu.Yaklaşık bir haftadır, geçirdiğim son altı ayda olanları düşünüyor, zaten tam olarak yoluna girmemiş olan duygusal durumumu iyice altüst ediyordum.Nefesimde hafifçe oynamaları hissetmem birkaç gün sürdü.Bunun üzerine haftanın son günü doktoruma gittim ve haftabaşında çektiği röntgenle alakası olmayan bu görüntüyü nasıl başardığımı sordu? Ciğerlerim su toplamıştı, oksijene bağladı ve orada tedaviyi gerçekleştiremeyeceği için göğüs hastalıkları hastanesine yatış vermeleri için sevketti.Hastaneye gittiğimde nefesim daha da daralmış olduğundan konuşamadım ve doktorumun verdiği sevki uzattım.Bana kortizon ve beraberinde bazı ilaçlar verdi.Reçetede yazan kortizonla bakıştığım anlarda sanki kendimi kuşbakışı kameraya almış gibiyim.Gözümün önünden çekilmeyen bir kare...şu an bunları yazarken, reçetemi ıslatan gözyaşlarımın tadını hala alabiliyorum.Bunu istemiyordum; kilo almak istemiyordum, yüzmeyi bıraktığım için zaten 8 kilo kadar almıştım ve daha fazlası benim için ruhen ekstra yük demekti.Doktor iyi olacağımı ve bunları alarak eve gitmem gerektiğini söylediğinde ikinci şoku yaşadım.Konuşmakta zorluk çekmeme rağmen ona yıllardır bu hastalıkla yaşadığımı ve bu nefes alışımın nereye varacağını bildiğimi anlatmaya çalışmamın bana nasıl bir külfet olduğunu ifade edebilmek için kifayetsiz kalıyorum.Nitekim evime gönderildim.

Kendime biçtiğim sonu belki birkaç saat daha erkene alacak olanlar da dörtlüleri yakmış geliyordu.O akşam sevdiğim bir insanla aramızda geçen dialogla birlikte hayatım da 180° döndü.Göğüs kafesim her nefes alamayışımda daha çok zorlanıyor, büyük bir ağrıya neden oluyordu.Fısfıs olarak adlandırdığımız Ventolin bir süre sonra kalp damarları için sorun yaratacağından sınırlı sayıda sıkmak gerekliydi ve ben o sınırı çoktan aşmıştım.Son bir hamleyle salonda uyuyakalmış anneme yaklaştım, onu sadece dürtüp cep telefonumun mesaj kısmına "112" yazabildim.Annem durumu kavradığında çok panik oldu ve onu sakinleştirecek el hareketlerim de zaten son hareketlerim oldu.Ambulansta Ventolini iğne olarak da verdiler ve oksijene bağladılar.Hastanede başımda biriken doktorlar uzun süre oksijenimin neden yükselmediğini tartışırlarken benim orada olduğumu unutmuş olmalılar ki sağlık durumum hakkında beni belki daha da ağırlaştıracak cümleler sarfettiler.Konuşamıyor, gözlerimi açamıyor, tepki veremiyordum ama herkesi; her şeyi duyabiliyordum.Durumumun ciddiyetini anladığımda içimden geçirdiğim tek bir cümle vardı: "Buradan çıkacağım!" Kalp atışlarım ve başka bir takım ölçümlerle çıkan seslerden kafamda bir melodi oluşuyordu ve parmaklarıma takılı bir sürü mandala rağmen, parmaklarımla bu melodiye ritim tutmaya başladım.Hafifçe gözlerimi araladığımda annem başımdaydı, sadece gülümseyebildim.Ağlamayı bırakıp gülümseyerek bana deli olduğumu söyledi.

Parmaklarım mosmor ve parmak uçlarım sanki saatlerce suda kalmışçasına buruş buruştu.Bu morluk ellerimin tamamını sardığında doktorlar oksijenimi yükseltemedikleri için beni başka bir hastaneye sevkettiler ve oraya sevkim gözümü açamıyor olmama ve yetersiz kalmalarına rağmen ambulansla gerçekleşemiyordu.Prosedür böyleymiş.Hastaneden hastaneye ambulansla sevk sadece belli bulgular(!) dahilinde mümkünmüş ama eve gidip tekrar ambulans çağırırsam olurmuş.Sorun da zaten bu değil mi? Tüm bu hastaneler arası süreçte kontrol altında olmamam?Bu şekilde gönderilirim bunun cevabını bugün hala verebilen birileri yok...diğer hastaneye ulaştığımdaki hiçbir şeyi hatırlamıyorum çünkü kendimde değildim.Nitekim o hastaneden de gün içerisinde gitmiş olduğum göğüs hastalıklarına naklim gerçekleşmiş ve böylece tüm bu hastaneler arası nakış gibi işlenişim bir son bulmuş.

Sabah gözlerimi açtığımda ben kazanmıştım.Bir sene kortizon tedavisi gördüm.Bu bir senede 28 kilo aldım, kendimi çevremden soyutladım ve eve kapanmak gibi hatalar yaptım.

Bugün...geriye dönüp baktığımda: Beni o raddeye getiren tüm kişi ve olaylar ya da bu potansiyeli taşıyan türevleri; o gece hastaneye giren Mine'yle o sabah hastaneden çıkan Mine arasındaki uçurumdan düşüp kayıplara karıştılar...kortizon tedavim biteli 1 yıl oluyor.Bittiği günün ertesi günü yüzmeye ve egzersize başladım.Sosyal hayatımı ve insan ilişkilerimi tekrar üst düzeye çektim.Şu an için sadece 11 kilo verebildim; ama kendimi bu halimle de sevmeyi öğrendim.Nefesim çok iyi durumda ve bana iki senedir en ufak bir sorun bile yaşatmadı.Duygularımı dengede tutarak, daha sorun yaratmadan engelleri ortadan kaldırmayı öğrendim.Vücudumdaki şişlik ve ödemler sağlıklı beslendikçe beni terkediyor ve ben kendimi daha da iyi hissetmeye başlıyorum.Yaşadığım her bir eksiyi yok saymam mümkün değil belki ama onları artıya dönüştürmenin mümkün olduğunu gördüm...Ne istiyorsam o olmalıyım.Ben sağlıklı bir insan olmayı istiyorsam, önce sağlıklı bir insan olmayı seçmeliyim; öyle davranmalıyım.

Hastalığımı yok saymıyorum ama var da etmiyorum.Küçücük yaşımdan beri onunla savaşmayı öğrettiler bana, onunla yaşamayı değil...ama bugün ona karşı gelmiyorum; onunla yaşamayı öğrendim.

Ayakları uçurumdan aşağı sarkmış bu hikaye, kimi zaman üşüdüğüm gecelerde üzerimi örten bir yorgan, kimi zaman güçsüz hissederken eli kolu olan ve beni pamuklara saran bir anne gibi oldu bana.O zaman beni güçsüz kılanla, bugün beni güçlü kılan aynı şey: ASTIM!

Ben hikayemi silmeyi değil, hikayeme sarılmayı tercih ettim.Hepimiz insanız, hayatımızda olan her şeyi kontrol altında tutmamız mümkün değil.Mesele hastalanmamak ya da hastalığı yenmekten çok ona nasıl davranmak gerektiğini bilmek.Vücudumuz mükemmel işleyen bir mekanizma ve tek isteği doğru kullanılmak, anlaşılmak.Ben onu anlamayı seçtim.Hastalıklarımız kişiden kişiye değişiyor, aynı bireysel farklılıklarımız gibi; ama görmesi gereken muamele ve yaklaşım hep aynı.Hastalığımız her ne olursa olsun önce onu tetikleyen, negatif etkileyen, enerjisel ve hormonal olarak reaksiyon vermenizi sağlayan duygu ve düşüncelerinizi şu anda çözümleyebiliriz; bu yüzden geçmişi terkedip şu ana gelmek ve yarına yelken açmak gerek.Eğer bugün hayatımı daha önce olmadığı kadar sağlıklı idare etmeme sebep olan bu tecrübeyse, her ne yaşanmış olursa olsun ona kötü diyemem.Sonuçları iyi ve sonuçlarının nasıl gelişeceğine karar veren her zaman biziz!



Nietzsche'nin de dediği gibi:

"Hayatı kaybetmenin kıyısına yaklaşanlar, onu daha iyi tanırlar".


Okunma 773 defa Son Düzenlenme Pazartesi, 08 Temmuz 2013 13:04
Sedef

Hayatının arka planında her daim bir şarkı çalar ve o parmakları hiç durmaz, içini yazar. Biraz delidir ağlarken kahkahayı basabilir, part time yetişkin full time çocuktur; yeni bilgi müptelası, net tavır sahibi, biraz şımarık, çokça mutludur.Korkmadan dokunur bıçak kesiklerine, uçurumdan aşağı sarkıtır ayaklarını, severse seni ruhuna üfler bütün bildiklerini. Kitap canavarı denecek kadar kitap okumayı, yüzmeyi, at binmeyi ve bisikletin tepesinde rüzgarla dans etmeyi, nude renkleri, yalınayak yere basmayı, Kendini bıraktığı şarkılarda gözlerini kapatıp dans etmeyi, güneşin alnına uzanıp kedi gibi kıvranmayı pek bi sever. Matematik ve psikolojiye, deklanşör ve dalga sesine, yüzüne vuran rüzgara ve Edirne'sine, bir de gözlerinin içi gibi gülen insanlara ve tabii ki tüm bunları "yaradan"a aşık!

Web site: twitter.com/sedefonline

YAZAR ARA


ÜYE GİRİŞİ

EN ÇOK OYLANANLAR



YAŞAM ATÖLYESİ

Hiç resim yok
  Kapat

Başsağlığı


Blog yazarlarımızdan Şerife Mutlu’nun hayatını kaybetmiş olduğunu öğrenmenin derin üzüntüsü içerisindeyiz. Hanımefendiye Allah'tan rahmet, başta ailesi olmak üzere tüm yakınlarına başsağlığı dileriz.