Akrep Ve Yelkovanın Bana Verdiği Yetkiye Dayanarak; Seni Özlüyorum... Pazartesi, 08 Nisan 2013 14:39

Yazan 
Bu yazı için oy ver!
(37 Oylar)
Uyandığımda Güneş çoktan doğmuştu.Her sabah Güneşi öperek uyandıran ben, o sabah Güneşin beni öperek uyandırmasına müsade etmiştim.Güneş ise bu durumdan öyle hoşnuttu ki; tebessümünün pırıltıları gözlerimi kamaştırıyordu.Öyle güzel gülümsüyordu ki, onun bu mutlu haline kıyamadığımdan 'öyle olsun bakalım, bu seferlik sen kazandın' der gibi yüzüne gülümseyerek baktım ve yataktan kalktım.Saate baktım.Saat 8'di.Günlerdir hatta aylardır bugün gerçekleştireceğim şeyin hayalini kuruyordum.Bugünün zihnimde kaç kez provasını yaptığımı hatırlamıyorum bile.O kadar çok yaşamıştım ki bugünü zihnimde; bugün yaşanabilecek sürprizler bile hayalettiklerimin yanında olasılıksız kalırdı.İnsanlar gün içerisinde yaşadıklarına paralel olarak ben bu anı daha önce yaşamıştım der ya hani; işte benim bunu söyleme lüksüm yoktu.Yoktu çünkü ben bu anı daha önce hayalimde yaşadığımı biliyordum.Bazen anılar gelecekte yaşayacaklarımızın provası olsaydı keşke diye düşünürüm. Böylece anılara özlem duymak yerine; onları, tekrar yaşayacağımıza olan inancımızın heyecanını hep içimizde yaşardık. Tüm bu düşünce silsilesinden müsade isteyip zihnimde provasını yaptığım günün gerçek çekimlerini gerçekleştirmek için hazırlanmaya başladım.İlk önce yüzümü yıkadım.Her sabah rutin olarak yaptığım bu faaliyeti bu kez yaşayacaklarımın hayal olmadığını kendime ispatlamak için yaptım.Üstümü giyindim.Gözbebeklerime ve kirpiklerime çocuksu bakışımı, yanağımada masum tebessümümü sürüp kahvaltımı yapmak üzere mutafağa dedemin ve babaannemin yanına gittim.Birkaç gündür ruhumun başkenti Ankarada misafirdim.Güneşin ruhuma fısıldadığı gibi bende onlara sıcacık bir günaydın deyip masaya oturdum.Onlarla birlikte kahvaltıda yudumladığım bir bardak sıcacık çayın bana hissettirdiklerini uzun zamandır hissetmemiş olduğumu farkettim.Hoş bir sohbet eşliğinde içilen ve üzerinde Güneşin nefesinin dalgalandığı bu bir bardak çay bana, uzun zamandır nadasa bıraktığım bazı duyguların ruhuma yeniden ekilme vaktinin geldiğini hatırlattı.Böyle birgünde vakit kaybetmek istemiyordum.Babaannemin ' bir bardak daha çay iç' teklifine ve bu bir bardak mutluluğun bana yaşatacağı duygulara, 'kafi' diyerek bu ana nokta yerine virgül koyup günün geri kalan satırlarını yaşamaya devam etmeye karar verdim.Günü ölümsüzleştirmek için fotoğraf makinemi alıp evden çıktım.Pencereden bana el sallayan babaannemin ve dedemin gözbebeklerine masum bir tebessüm kondurup küçük bir kız çocuğu edasıyla usulca yürümeye başladım.Evet, sonunda hayalini kurduğum anı yaşamak için somut adımlar atıyordum.Emekleme sonrası ilk adım gibi, bende çocukluğuma giden yolda nihayet küçük kız çocuğu kimliğime bürünüp ilk adımımı atmıştım.Bugünü özel, anlamlı kılan emekleme sonrası ilk adım olarak nitelendirdiğim; geçmişe, çocukluğuma düzenleyeceğim; insanlık için küçük benim için büyük bir adım olan; 'anı gezisiydi'.Ankarada; doğduğum, büyüdüğüm sokaklarda çocukluğumun elinden tutup, küçük bir gezintiye çıktım.Doğduğum evi bularak, çocukken oyun oynadığım parkın salıncaklarına 'ben geldim' diyecektim.Kararlıydım.Uzun zamandır bunun hayalini kuruyordum.Akrep ve Yelkovanı geçmişe ayarlı bir hayatın geleceğe dair evler, arabalar hayaletmesini beklememek lazım.Ben böyleydim.Biliyordum;benim hiçbir zaman çok paraya ihtiyacım olmayacaktı.Çünkü ben hayallerimi satın alamıyordum.Ve belki de bu yüzden bugün çocukluğumu hayat izlerinden bulmaya kararlıydım.Kafamda bir kroki vardı.En son 4 yaşında görmüş olsamda, zihnimde izi kalmıştı; sokaklarının, siluetinin..Sokaklarının adını nerede duysam, içimde birşeyler cız eder, içimde uyuyan çocuğun uyanmaması için ona ' sen yanlış duymuşsundur' deyip; onun tekrar uykuya dalması için yalanlar söylerdim.Ve bugün içimdeki çocuğu uyandırmanın, 'uyan bak ait olduğun yere geldik' demenin vakti gelmişti.İçimdeki kayıp çocukluğumu artık ait olduğu yere getirmenin vakti gelmişti.Tüm bu duygular ışığında, ben sora sora çocukluğumu bulmuştum.Ve sonunda evimizin bulunduğu sokağı; giderken ardımda bıraktığım özlem kırıntılarını takip ederek bulmuştum.İçimden bir ses doğru yerdesin diyordu.Tanımıştım.Sokağımızı, oynadığım parkı.Aradan 20 yıl geçmiş olmasına rağmen sokaklar, çocukluğundan hiçbirşey kaybetmemişti.Hiç yaşlanmamıştı sanki kaldırımlar,taşlar,ağaçlar..Hayallerim beni yanıltmamıştı.Zihnimdeki kroki ve gerçek birbiriyle örtüşüyordu.Sıra evimizi bulmaya gelmişti.Evimizin karşısında bir bakkal vardı.Öncelikle o sokakta bir bakkal bulmalıydım.Bakkalı buldum.Ancak 20 yılın bir insan ömrü olduğunu unutup bakkalın birçok kez el değiştirmiş olabileceğini hesaba katmamıştım.Bakkala ev sahibimizin adını sordum fakat cevap alamadım.Bakkaldan çıkıp yine yüreğimin götürdüğü yere gitmeye karar verdim.Başladım o hizadaki evleri tek tek gezmeye.Evimiz 5 katlıydı.Pencereleri küçük ve yuvarlaktı.Ve pencerelerinin kenarına kiremitle şekil verilmişti.Apartmanda kiremit rengiydi.Tüm bunları zihnimde tekrarlarken zihnimdeki fotoğrafın tam karşısında durduğumu farkettim.Sonunda evimizi bulmuştum.Sanki bir ses ‘pişşt buradayım’ diyordu.Kafamı kaldırdım ve en üst kata, oturduğumuz daireye baktım.Sonunda bulmuştum.Çocukluğumu odalarına kilitleyip gittiğim,hayata ilk adımı attığım evi bulmuştum.Evimizin karşısındaki kaldırıma oturdum.Odalarını, merdivenlerini avucumun içi gibi bildiğim evimize gitmek için can atan içimdeki çocuksu ruhu azadettim. Apartmanın kapısından girdim.Koşarak merdivenlerden çıktım.Evimizin kapısı aralıktı.İçeri usulca girdim. Koridorda biraz bekledim.Önce soldaki ilk odaya girdim.Odada kocaman bir haıı ve bir sürü oyuncak vardı Yerde birkaç minder ve odada bir televizyon vardı.Ben bu odada hep oyun oynardım.Sonra odadan çıkıp yanındaki mutfağa girdim.Mutfaktaki balkona çıktım.Balkonda, babamın bana imkansızlıklar içerisinde sırf ben çok istiyorum diye aldığı at oracıkta beni bekliyordu.Öyle özlemiştim ki onu.Üzerinde biraz sallandım.Bir süre sonra; 'yine gelirim' deyip indim ve mutfağın diğer yanındaki salona girdim.Salonda kocaman bir halı, 2 koltuk ve bir televizyon vardı.Salondan soldaki ikinci odaya girdim.Odada sadece halı vardı.Oda boştu.Sonra yanındaki odaya; yatak odasına girdim.Bir dolap bir ayna ve birde yatak vardı.Benim yatağım yoktu.Ve belki de hayatta sahip olduğum en anlamlı yokluk buydu.Annem ve babamın yanında uyurdum.Yatağın ortasına uzandım.Ve uykuya daldım. Artık huzurluydum.İçimde, aidiyetini kaybetmiş olan çocukluğumu ; ait olduğu yere teslim etmenin huzuru vardı.O, ait olduğu yerde huzurla uyurken bende artık huzur içinde uyuyabilirdim... Tüm bunları düşünürken; evin önünde biraz bekledim.Neyi beklediğimi bilmeden..Belki pencereden bakıp beni görürsünde, aşağı inip bana kapıyı açarsın diye; bekledim.Bekledim...Gelmedin.


Okunma 1313 defa Son Düzenlenme Pazartesi, 08 Nisan 2013 18:08
Özlem

Yolu ruhunun başkentinden geçen her duyguyu yazabilmek; nefes almaktır..

YAZAR ARA


ÜYE GİRİŞİ

EN ÇOK OYLANANLAR



YAŞAM ATÖLYESİ

Hiç resim yok
  Kapat

Başsağlığı


Blog yazarlarımızdan Şerife Mutlu’nun hayatını kaybetmiş olduğunu öğrenmenin derin üzüntüsü içerisindeyiz. Hanımefendiye Allah'tan rahmet, başta ailesi olmak üzere tüm yakınlarına başsağlığı dileriz.